Cep Herkülü'nün ardından

İçim titredi, ciğerim yandı, erken kaybettik dünyayı ayağa kaldıran kahraman şampiyonumuzu.

Evet o gerçek kahramanımızdı.Yediden yetmişe tüm Türk dünyasını gururlandırdı. Türklüğün adını, bayrağını, sevdasını dalga dalga yaydı heryere. Minik yapılı bu dev adamımız sadece  kilosunun üç katı ağırlığındaki halteri değil, Türklüğün yüce adını da kaldırdı havaya, uçurdu göklere.

Elinin tersiyle itti Amerika’nın milyonlarca dolarını. Reklam şirketlerinin teklif ettikleri servetleri de umursamadı. O Türktü, anavatanına kavuşmaktan başka amacı yoktu. O nedenle gözü, hiçbir şeyi görmedi. Eğer katılacaksa şampiyonalara ve olimpiyatlara, artık Türk Milli Takımı adına kaldıracaktı halteri. Türk bayrağını çektirecekti göndere ve İstiklal Marşımızı dinletecekti tüm dünyaya.

Rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vizyonu, ileri görüşü sayesinde Türkiye’ye gelebildi Naim. Bana (git ne yapıp edip getir) talimatını verdiğinde, Avustralya’daki bir avuç Türk işin altyapısını tamamlamışlardı bile. Artık söylememde bir mahzur yok. Aslında Naim’i bir yıl önce getirecektik Türkiye’ye. Ancak operasyonu son saniyede fark eden Bulgarlar, kıl payıyla kaçırmışlardı dünya şampiyonunu.

 Bir yıl sabrettik, sonra başarıyla ele geçirebildik cep herkülünü. Artık devlet sırrı olmaktan çıktığı ve bütün dünya bildiği için rahatça söyleyebilirim. Sahte pasaportla çıkarabildik Naim’i Avustralya’dan. Öylesine süratli hareket edildi, hiç vakit kaybedilmedi ki, kimse farkedemedi Naim’in kaçırıldığını. Olay duyulduğunda ve dünya (şampiyon kayıp) diye ayağa kalktığında Naim, TWA uçağıyla Londra’ya inmek üzereydi.

Londra’da normal bir yolcu gibi uçaktan inip, onu bekleyen sefaretimize ait otomobile bindiğimizde yanında ben, sağında ise rahmetli Selim Egeli vardı. Şoför her ihtimale karşı bizi dolambaçlı yollardan büyükelçiliğe götürdü. Rahmetli Başbakan Özal, büyükelçimiz merhum Rahmi Gümrükçüoğlu’na (Naim sefarete girdikten sonra İngiliz Hükümetini haberdar edin) talimatını vermiş, özel uçağını da Ankara’dan yola çıkarmıştı.

 Naim’in Türk büyükelçiliğinde olduğunu hayli rötarlı öğrenen İngilizler, başlarının belaya girmemesi ve büyük bir skandalın patlamaması için, bizim Naim’i hemen ülke dışına çıkarmamızı istedi. Bunun için gelecek uçağımıza izin verip, özel bir apronda bekleteceklerini söylediler, başka bir yardımlarının olamayacağını da kesin bir dille belirttiler. İşin bazı yerlerini ve yaşanan zorlukları, konuyu uzatmamak için  pas geçiyorum.

Naim’in kaçırıldığı ve Londra’da Türk büyükelçiliğinde olduğu haberi bir anda bomba gibi patlamış, sefaretin önünde çok büyük bir kalabalık birikmiş, gazeteciler ve televizyoncular bir açıklama alabilmek için itişip durmuşlardı. Balkondan baktığımızda gördüğümüz manzara moralimizi bozmuş, yaptığımız planları altüst etmişti. Çaresiz bekleşirken, aklıma bir fikir geldi. Büyükelçimize çok kısa boylu birine ihtiyacım olduğunu, varsa onu Naim’miş gibi yüzünü şemsiyelerle örterek 3 araçtan oluşacak bir konvoyun ortasına oturtup, Londra caddelerinde iki saat gezdirmemiz halinde, sefaretin önünde bekleşen basın ordusu, diplomat ve meraklıların o araçları takip ederek binadan uzaklaşacaklarını söyledim. Biz de o tenhalıktan istifade edip, asıl Naim’i başka bir araçla havaalanına götürüp, bizi bekleyen uçağa bindirebilirdik.

 Bu plan Büyükelçi Gümrükçüoğlu’nu hem tatmin etmiş hem de heyecanlandırmıştı. Sefaretin aşçısı tam benim aradığım gibi, çok kısa boylu ve Naim’e benzetilebilecek biriydi. Hemen çağırıp giydirdik ve planımı başarıyla uygulamaya koyulduk. 3 araç ve ortadakinin içinde sahte Naim hareket etmiş, büyükelçiliğin önündeki kalabalığın tamamı da bu sahte kortejin peşine düşerek saatlerce Londra’da geniş turlar atmıştı.

Balkondan bakıp, sefaretin önünde kimsenin kalmadığını görünce, bizim diplomatlardan birinin gösterişsiz  aracıyla ve Naim’le birlikte Londra Havaalanının yolunu tuttuk. Türk ve İngiliz Başbakanlarının (Özal ve Thatcher) dostluğu ve mükemmel diyaloğu işi bitirmiş, bizim de rahatça uçağa binip Ankara’ya hareket etmemizi sağlamıştı. Buraya kadar her şey norml gitmişti. Ya sonrası, sonra ne yapacak, Türkiye’ye dönüşte hangi hava koridorunu kullanacaktık? Uçağın Pakistanlı pilotu Tahir, Bulgaristan üzerinden geçemiyeceğimize göre, Yunanistan üzerinden gidişi deneyeceğini, ancak gizlilik nedeniyle izin istemeyeceğini ve kör uçuş yapacağımızı bildirdi. Bu tam bir maceraydı işte. Yunanistan geçişimizi haber alsa, bizi inişe zorlar, üstelik Bulgaristan’a da haber verirdi.

Her neyse, Allah’a sığınarak gece uçuşumuzu sağ salim ve kazasız belasız tamamlayıp, bizim  hava sahamıza  girdik. Havada neler yaşadığımızı, ne büyük tehlikeler atlattığımızı, Naim’le birlikte hatta personelin de iştirakiyle ne dualar ettiğimizi anlatmayacağım. Türkiye’ye geldik ama hangi havaalanına inecektik? Havaalanlarının tamamı gazeteciler tarafından kuşatılmıştı. Oysa yaptığımız plana göre, Ankara Esenboğa Havaalanına inecek ve oradan bir araçla Başbakanlığın binasına gidecek, salonda ekonomik konularda bir basın toplantısı yapan Özal’ın yanına ve basının huzuruna çıkarak sürpriz yapacaktık. Problemi yine rahmetli Özal’ın zekası çözdü ve verdiği talimatla bizim askeri Mürted havaalanına inmemizi istedi. Öyle de yaptık ve bizi karşılayan generalle selamlaştıktan sonra, sivil bir araçla Başbakanlığa hareket ettik. Ama burada, uçaktan inen Naim’in toprağı öpüp, hüngür hüngür ağladığını da söylemeden geçemeyeceğim.

Gerisi hepinizin bildiği gibi oldu.Kapıyı açıp salona girdiğimizde yer yerinden oynadı ve tüm gazeteciler büyük şampiyonu ayakta alkışladı. Merhum Başbakan Özal, Naim’e sarılarak  (vatanına Hoş geldin) dedi ve öptü. İşte Naim’in Türkiye’ye gelişinin çok özet hikayesi budur. Yeri gelmişken operasyonda görev alan herkese, Sidney’deki vatansever insanlarımıza, Londra Elçilik mensuplarına, dönemin Halter federasyonu Başkanı merhum Arif Hikmet Say’a şükran borcumuzu da ödemeliyim. Türk’ün kararlılığı,gözüpekliği, cesareti ve zekasıyla hedefine ulaşan bu operasyonun baş mimarı rahmetli Turgut Özal’dır. Ruhu şadolsun.

 Allah rahmet eylesin, Naim’le ilgili çok hikayelerim var. Kore olimpiyatlarından dönüşte özel uçağımızla Singapur Havaalanına ,tekerleklerimiz açılmadığı için gövde üstü düşüşümüzü, kaptan Tahir ve hostesimiz Emine Köprülü’nün olağanüstü gayret ve çabalarıyla, kazayı burnumuz kanamadan atlattığımızı, uçağımızı Burnei Sultan’ı Hasan’ın onarttığını, Bahreyn Emirinin bir gece misafiri olduğumuzu filan unutmam mümkün değil.

Bu ülke Naim için ne yapsa azdır. Sadece bizim değil, dünyanın yetiştirdiği en büyük sporcudur o. Cenazesini bir kahramana yakışır şekilde, çok büyük bir devlet töreniyle ve yüzbinlerce insanımız arkasında yürüyerek kaldırmalıydık. Bu onun hakkıydı. Olmadı, yapamadık, çok üzüldüm. Allah rahmet eylesin,mekanı cennet olsun.




25.11.2017 - 12:45:13
TurizmGuncel.com Yazıcı Dostu Gösterim