Savurganlık adına

Her yeni yıl belli umutları içine taşırken bir önceki yıl ve yıllardan elde edilmiş derslerin sentezini de üzerinde taşır. Eğer dersler alınmamışsa akılcı bazı ileri görüşler fikir geliştirici olabilir. Aslında bir türlü anlamakta zorluk çekilen konu toplum olarak aynı bağlarla birbirimize bağlı olduğumuz gerçeğidir. Buradan çıkartılacak ders, kötü bir işin kişisel değil toplumsal sonuçlarına tüm bireylerin katlanması gerçeğidir. Acaba bunun farkında mıyız?

2017 turizm açısından daha zor bir yıl olacağını söylemek için Nostradamus olmak gerekiyor mu? Ama iyileşmenin 2023 yılında bile gerçekleşmeyeceği olgusunu önümüze koyup akılcı politikalar üretmek gerekli. Nedense bunun ipuçları ne yazık ki mevcut değil. Halen betona yatırım çılgınlığı devam etmekte, yatırımlar çok pahalı yapılmaktadır. Yeni tesisler eski çarpıklıkları kopyala yapıştır yöntemi ile artırmaktadır. Diğer yandan çevre ve enerji konularında dünya 2020 ve %20 sistemine geçmiş olmasına rağmen biz inatla fosil yakıt ve nükleer üzerine para ve zaman kaybetmekteyiz. 

Savurganlık kişisel ve toplumsal anlamda başa beladır. Kişi kendinden geçer ve ayrık otu gibi hiçbir ortamda tutunamaz, toplum ise yapması gerekenler yerine dışarıdan dikta ettirilen kurallar sarmalında debelenir durur. Enerji konusu açılınca akla hemen elektrik gelir. Ama enerji formu her yerde vardır ve ancak bunun iyi kullanılması ile kalkınma söz konusudur.

Elektriği ele alalım. Önümüzü görmek, elimizdeki kitabı keyifle okumak, çalışmalarımızı yapmak, gıda üretimi ve beslenme için elzemdir. Elektrik kullanarak çok fazla işi yapmaktayız ve kesildiği zaman sanki dünya durmuş gibi algılarız. Peki, elektrik kullanımında belirli bir bilince sahip olduğumuz söylenebilir mi? Ya da onu çok abartılı veya çok sönük kullanarak amacı dışında sadece sarf etmekte olduğumuzun farkında olan var mı?  

Fosil yakıt olarak doğal kaynağı olmayan ancak temiz enerji olarak güneş, rüzgâr, biyogaz, jeotermal kaynakları çok büyük olan ülkemizde dışa bağımlı olarak elde dilen dünyanın en pahalı yakıtını verimsiz yakıp havaya atmak konusunda hiç düşündünüz mü? Tüm kamu kurumları, toplu taşıma araçları ve evler nedense yakıt hovardalığı yapmaktadır. Mühendislikte 1°C %5 enerjiye karşı gelir. Yani, bugün daireler ve evlerde ortam sıcaklığı 25-26°C dir. Eğer bunu 22°C yaparsak %15 enerji tasarrufu yapılacağını bilecek bir kamu görevlisi yok mudur? 

Kamu araçlarında da aynı sistem geçerlidir ve iç ortam sıcaklığı çoğu zaman, Ankara için 27-28°C dir. İyi hoş da kış ayının özelliği farklıdır ve kışın yaz gibi yakıtı boşa havaya atmaya dur diyecek bir kişi yok mu? Ancak işin diğer sakıncalı yanı binalardan veya araçlardan soğuk dış hava ortamına çıkan kişilerin aradaki büyük sıcaklık farkından dolayı sık hasta olmalarıdır. Zaten yetersiz hastane ortamına bu yöntem ile daha fazla hasta taşındığının farkında mıyız?

Dış ortamda yakılan ısıtıcılara ne demeli? Bunların ortay çıkardığı karbon ayak izi o kadar büyük ki buna karşı önlem neden alınmaz anlaşılır gibi değil. Her çarpıklık diğer bir yanlış uygulamayı beraberinde getirir. Bugün Ankara’da yemek yenen yerler sokaklara uzamış ve ilave alınan alanlar yüzey ısıtıcılarla donatılarak daha fazla yakıt ve sarfiyat yapılmaktadır. Kış mevsiminde havayı ısıtarak bahar veya yaz havasına çevirmek gibi bir gayret ne kadar doğrudur tartışılmalıdır.

Belki de enerji korunması ve tasarrufu için ülkemizde henüz keşfedilmemiş ancak ileri tüm dünya ülkelerinde yaygın kullanılan enerji kullanırken cihazın özelliğine göre yüksek çıkışları önleyerek dengeleyen ve dalgalanmaları kontrol ederek %35-55 arası tasarruf sağlayıcı sistemler hakkında biraz kafa patlatmak gerekebilir. Bu tarz sistem ve uygulamaların yerli üretimi için destek olunursa büyük tasarruflar söz konusu olacaktır. Benzer şekilde atık ısının veya buharın tekrar kullanımı konusunda çok çalışma yapılmasında fayda vardır. Özellikle su ve enerji yoğun çalışan endüstriyel tesislerde örneğin mutfak ve çamaşırhanelerde su geri kullanımı ve kazanımı sistemleri üzerine eğilmekte fayda vardır. Suyu ve enerjiyi kullan at değil verimli kullan ve tekrar dönüştür kafasına sahip olmak gerekir.

GURME VE TURİZM ETKİSİ

Sınırsız özgüven ve girişimci ruhu ile etraf şeflerle dolu ve TV lerde, gazetelerde sürekli bir yemek pişirme programları sürdürülmekte. Güzel ama hangi yemek? Gastronomi akademileri, gastronomi turizmi gibi uç adlandırmalar da iyi, hatta yeni yeni çoğalan aynı konudaki STK lar, toplantılar, geziler iyi ama altı boş. Neden diye sorarsanız, adı Michelin olan, restoran sınıfı belirten sıralama ölçütü aynı ambleme sahip olması nedeniyle sıradan lastik markası olarak algılanabiliyor. Bu gafı turizmde anlı şanlı bir STK başkanı yapabiliyor. Ama ne gam, işler tıkırında.

Belki de sorgulanması gereken önemli konu, bu kadar şefin olduğu bir ortamdan neden bir Michelin çıkartamıyoruz? Geçen ay bir proje için gittiğim Bilbao’da 7 adet 1* ve bir adet 3* Michelin restoran var. Daha da dramatik olan, Bask bölgesinde 40 tane Michelin restoran var. Sadece bu bile bir ilginç ölçüt olarak alınarak neyi hedeflemek gerekir onu algılamada rehber olabilir. Kısa bir bilgi vermek gerekirse, sıralama aşağıdaki gibi ve en fazla 3* söz konusu.       

1*-Kendi sınıfında çok iyi bir restoran.
2*-Mükemmel yemek ve türünün birinci sınıf mutfağına sahip.
3*-Olağanüstü mutfağı ve özel lezzetlere ilave geniş bir şarap listesi.

Maddi olarak ele alınırsa, 1* 45-60 EUR, 3* 100-200 EUR kişi başı ödenecek hesaptır. Aslında bu bile çok ciddi bir eşik olarak ele alınıp sıçrama tahtası yapılabilir. Nedense biz kendimizi dev aynasında görmek gibi bir yanılsama ile vakit kaybederken konaklama sektörünün neden para kazanamadığı konusunu ıska geçmekteyiz. Aman parasal değere bakıp bizdeki restoranlarla mukayese yapmayın çünkü bu restoranlarda yenilen yemek kalitesi mutlaka denenmesi ve sonrasında fikir belirtilmesi gereken ciddi bir husustur.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen eğer akılcı bir planlama ve eğitim ortaya konursa Türk mutfağı dışarıya açılabilir. Sadece bu yapılsa kazanım büyük olacaktır ancak bu işiciddidir ve söylemde kolay gelse de profesyonel çalışma ve beceri geliştirme gerekecektir. Pişirme yöntemleri, cihazlar, planlama ve yeni tatlar ortaya konabilir. Bunların bilimsel çalışmaları yapılarak dünya ile paylaşılabilir. Yani yapılacak çok ciddi bir planlama söz konusu. İşte asıl sorun da burada. Bilgi-deneyim-liyakat üçlüsü olmadan yola çıkılırsa yine yalancı pehlivan gibi peşrev çekilir ve sonuç hüsran olur.  

Ne diyelim, eldeki kumaş bu, bununla daha iyisini yapmaya gayret ederken her yönde iyileştirme çalışmalarına önem ve özen göstermeliyiz. Başka ülke değil bu memlekete sevdamız artmalı ve birlikte daha iyilerini yapabilme azmi ve el birliğine ulaşmalıyız.

2017 her şeyi ile yeniden güneşin parlayarak tepeye çıkacağı yıl olsun.

26.12.2016 - 12:04:53
TurizmGuncel.com Yazıcı Dostu Gösterim